Nisan 1992’de birkaç
gün dışında, Müslümanlar, Srebrenica’da sürekli hakim durumdaydılar.
Öyle ki, Srebrenica, Müslüman direnişin önde gelen bir sembolü olmuş ve
Boşnakça şarkılara geçmişti. Ancak bu gerçek, 11 Temmuz 1995’te tam
tersine döndü. Tarihin en karanlık günlerinden biri olan bu günde, Sırp
Televizyonu, soykırımın mimarı Sırp Ordu komutanı General Ratko
Mladiç’in bir tepe üzerindeki görüntülerine yer veriyordu. Mladiç
Televizyon seyircilerine hitaben ‘Türklerden’ intikam alma zamanının
geldiğini ve şehrin Sırp milletine bir hediye olduğunu söylüyordu.
1992 yılında Büyük
Sırbistan kurma hayalindeki Sırplar, Belgrad’da Devlet Başkanı Miloseviç
ve Genelkurmay Başkanı Perisiç’in desteğini alarak sözde Bosna Sırp
Devleti ve Sırp Demokrat Partisi (SDS) Başkanı olan eski bir psikiyatri
doktoru Radovan Karadziç ve General Ratko Miladiç öncülüğünde Bosna
Hersek’te etnik arındırma çalışmalarına başladılar.
Üç yıl boyunca
Sırplar uluslar arası hiçbir konvansiyona kulak asmayarak insanlık dışı
uygulamalarını pervasızca sergilediler. Soykırım ise savaş başladığından
beri Sırpların başvurduğu yegane savaş yöntemiydi. Daha savaşın ilk
evrelerinde Nisan 1992’de Srebrenica’nın hemen dışında bulunan Bratunac
köyünde yaklaşık 350 Bosnalı Müslüman Sırp paramiliterleri ve özel polis
güçleri tarafından ölümcül işkenceye tabi tutulmuş ve katledilmişti.
Savaş süresince
sürdürülen katliamlardan biri de Srebrenica’da yine Sırplar tarafından
gerçekleştirildi. Bosna’nın en doğusunda, Sırbistan sınırında yer alan
Srebrenica, tıpkı Gorajde ve Jepa gibi kuşatılmış bölgelerden olup Bosna
Sırpları için Belgrad’la aralarındaki engellerden biriydi. Çoğunlukla
Müslümanların yaşadığı Bosna’nın doğu bölümü büyük oranda
“temizlenmişti”; ancak çevre katliam bölgelerinden kaçıp sığınan
Müslümanların toplandığı bu kasabalar direnişlerine devam ediyorlardı.
Bijeljina, Brutunaç
ve Zvornik gibi komşu bölgelerden kaçan on binlerce Müslüman 10.000
nüfusluk Srebrenica’ya sığınmak zorunda kalınca nüfusu 60.000’e kadar
yükselmişti. Kış ayının soğuğuna rağmen insanlar sokaklarda yatıyor,
açlık ve sefaletle boğuşuyordu.
Miloseviç’in eski
korumalarından Nasır Oriç’in kurduğu Müslüman direniş örgütü ilk
yıllarda Srebrenica’yı var gücüyle savundu. Dünyanın en büyük
ordularından Yugoslavya ordusunun tüm imkanlarını kullanan Sırplara
karşı Müslümanlar bölgeye uygulanan ve en çok kendilerinin zarar gördüğü
ambargodan ötürü hafif silahlarla ve az sayıda mermi ile karşı koymaya
çalışıyordu.
1993 yılında
Srebrenica’nın etrafındaki çember gittikçe daraltılmasına rağmen gerekli
önlemleri almayan BM ve NATO’nun tavrı Sırp güçleri cesaretlendiriyordu.
Nihayet 16 Nisan 1993’teki olağanüstü toplantısında almış olduğu 819 ve
824 no’lu kararlarıyla BM Güvenlik Konseyi, Saraybosna, Tuzla, Jepa,
Gorajde ve Bihaç ile birlikte Srebrenica’yı da güvenli bölge ilan etti.
Bu kuşatılmış bölgeler evvelce Fransız General tarafından “barışın
önündeki en büyük engel” olarak nitelenmişti.
Bosna Savaşı’nın
sonlarına doğru Müslümanların birçok cephede zafer kazandığı bir sırada
öne çıkarılan Dayton Barış müzakereleriyle savaşın sona ereceğini gören
Sırplar, avantaj elde etmek için iki stratejik kent olan Gorajde ve
Srebrenica’yı ele geçirmek maksadıyla bütün güçleriyle bu iki kente
saldırdılar ve tarihin gördüğü en büyük katliamlardan birini tüm
dünyanın seyirci bakışları arasında sergilediler. BM tarafından güvenli
bölge olarak ilan edildikten iki yıl sonra Srebrenica, 1995 yılının yaz
ayında II. Dünya Savaşı’ndan sonra meydana gelen en büyük toplu
katliamının kurbanı oldu.
• 2008-12-03 17:21:08 - dünyanın utancı